/* BURADAN */ /* BURAYA */

Sayfalar

02 Aralık 2018

Atatürk din adamlarını astı mı? İşte belgelerle o gerçekler

Bugüne kadar hakkında yalan yanlış çok şey duyduğunuz ”Atatürk din adamlarını astı” iddialarını bir de böyle dinleyin. Bağımsız Gazete editörleri sizin için o bilgileri belgeleri ile derledi.

Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan gerici eylemler ve alınan önlemler hakkında yazılan bu yazı, Atatürk’ün masum din adamlarını astırdığı söylentilerine ısrarla inananlara cevap niteliğinde.

Atatürk ve annesine atılan iftiraların dışında, bir de Atatürk’ün binlerce hocayı astırdığı, dine karşı mücadele ettiği söylenir.Bir sürü soru soruluyor. Atatürk dine karşıymış, şapka kanunu çıkarmış, hocalar asılmış. Hamidiye Rize’yi bombalamış işte belgeleri ile gerçekler.”

Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te fethettiği İstanbul, 1918’de İngiliz ve Fransızlar tarafından işgal edildi. İşgale kimse direnmedi. Fransız komutan Franchet D’esperey İstanbul’a Fatih’in girdiği kapıdan girerek, gövde gösterisi yaptı. İşgalcilere tek kurşun sıkılmadı

Osmanlı Devleti işgale karşı direnmeyince, bir grup subay Anadolu’ya geçerek milleti örgütledi ve direniş kararı aldı.Devlet, bu direnişi destekleyeceği yerde, lanetledi. Direnişin lideri Mustafa Kemal hakkında idam kararı aldı.

Şeyhülislam Dürrizade Abdullah, direnişe katılanları Halife’ye isyan etmekle suçladı. Bu kimselerin din düşmanı olduğuna fetva verdi.Şeyhülislama bağlı bir çok sözde şeyh İngiliz desteğiyle Anadolu’ya geçerek direnişe geçen Anadolu halkını caydırmaya çalıştı.

Durumu öğrenen gerçek din adamları, Ankara’ya koştu. Rıfat Börekçi ve beraberindeki 153 din adamı, Ankara Fetvası’nı yayınladı.Ankara Fetvası’nı yayınlayan hocalar, düşmana direnmeyi bir din görevi olan ilan etti. Fetva baskın geldi. Direnişe katılım arttı.Şeyhülislam direnenleri dinden kovarken Libya’dan gelen Şeyh Sunusi güneydoğuya geçip, halkı ayaklanmaya teşvik etti. Ruhu şad olsun. Gerçek alim ve hocalar, düşmana direnen Mustafa Kemal ve arkadaşlarıyla kader birliği yapmıştır. El üstünde tutulmuşlardır.

Mustafa Kemal sözde hoca geçinen takımın savaş esnasında halkı nasıl kandırdığını, düşmanla iş birliği yaptığını çok iyi görmüştür.Şimdi bir anlığına durun ve düşünün: 15 Temmuz’da bir takım hocalar çıkıp “Fethullah hocaya karşı sokağa inmek din düşmanlığıdır” dese?15 Temmuz gecesi bazı hocalar Tanklara karşı durmak, dine karşı durmak gibidir, darbeye direnenlerin katli vaciptir diye fetvalar verse? Bir takım hocalar 15 Temmuz gecesi çıkıp, darbeye destek vermek İslami görevdir diye açıklamalar yapsa ne hissedilir? İnanacak mıydık? Böyle bir durum yaşansa, darbe bastırılınca, bu hocaların okulları, şirketleri kapatılmaz mıydı? Bu hocalar hapsedilmez miydi? Bugün Gülen’in idamını isteyenler, geçmişte Mustafa Kemal’in İngilizlerle iş birliği yapan bu sözde hocaları idam etmesine neden karşı?

Mustafa Kemal savaş bitince halkı kandıran, halkı sömüren bu üfürükçü, falcı, büyücü ve şeyh geçinenleri bitirmek için harekete geçti. Bu sözde hoca geçinenler, askerden muaf tutuluyordu. Önce bu muafiyet kaldırıldı. Bu kimselerin kendi okulları vardı. Hepsi kapatıldı. Bu sözde hocaların din eğitimi vermesi, köylerde hocalık yapmaları yasaklandı. Tehvid-i Tedrisat yasası ile eğitimde birlik sağlandı. Bu yasa ile sadece sözde hocaların medreseleri değil, Anadolu’da faaliyet güden 150’yi aşkın AMERİKAN MİSYONER OKULU KAPATILMIŞTIR.

American Board of Missions yetkilisi H.O. Dwight’ın 1895 tarihli raporuna göre, Osmanlı topraklarında 435 okul bulunuyor. Bu 435 okulda toplam 19795 öğrenci yetişiyor. Bu okullar Osmanlı idaresi denetimi dışındadır. Ve CUMHURİYET DÖNEMİNDE HEPSİ KAPATILDI.

Adı Thomas Davidson Christie… 1877’de Anadolu’ya gönderildi. Adana, Maraş’ta ders verdi. Ama asıl mesleği, casusluktu. Osmanlı’yı bölmek için gizli faaliyet güden bu misyoner okulları, ATATÜRK tarafından kapatılmıştır. Bu İslam’a karşı mücadele midir?

Bu misyoner okullarının Anadolu’daki dağılımını gösteren haritaya iyi bakın. Kayseri, Sivas, Tokat, Bursa.. Her yerde misyoner okulları. 
Misyoner okulları 40. yılını kutlama için piknik düzenliyor. Yer Merzifon. Anadolu’nun bağrı. Bunları temizleyenler mi İslam düşmanı?
Sene 1900-1903… İlk fotoğraf Adana misyoner okulu, ikincisi Merzifon… Cumhuriyet geldi ve tümünü ortadan kaldırıldı. Hepsi devletin oldu. Bir yandan Anadolu’da hıristiyanlığı yaymaya çalışan bu misyoner okulları öte yandan, din tüccarlarının tezgahları tek tek kapatıldı. Devlet, bu din tüccarları ve üfürükçülerin gizliden gizliye faaliyet gütmesini önlemek bazı kararlar aldı. En önemlisi, kıyafet devrimi. 2 Eylül 1925’te alınan bir kararla devlete bağlı din görevlileri dışındaki kimselerin sarık ve cübbe giymeleri yasaklandı. Zira tüm güçleri budanan bu sahte hocalar, sarık ve fesi giyip köy köy dolanıp ahaliye yalan yanlış bir sürü şey anlatmıştır. Cumhuriyete şirk, kızların okumasına zina diyen bu bağnazları engellemek için cübbe ve sarık giymeleri de yasaklanınca isyana kalktılar.

İsyana bahane olarak, Şapka Kanununu bahane ettiler. Oysa şapka giymek, devlet memurlarına zorunlu hale gelmiştir. Cezası idam değildir.
Bugün nasıl devlet memurları, Hırvat icadı olan kravatı takmak zorundaysa, o dönemde devlet memurları şapka takmak zorundaydı.Hal böyle olmasına rağmen tekkeleri kapatılan, cübbe giymeleri yasaklanan bu sözde hocalar olayı çarpıtıp halkı ayaklandırmaya çalıştı. Erzurum, Kayseri, Sivas, Maraş ve Rize’de devlet karşıtı isyanlar tertiplendi. Bu ufak isyanlar bastırıldı ve ele başları idam edildi. Erzurum’da 13, Kayseri’de 5, Sivas’ta 2, Rize’de 8, Maraş’ta 5 olmak üzere Toplam 33 kişi idam edildi. İdam edilenler, işte bu sözde hocaların ele başlarıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, hiçbir zaman halktan kaçan, halkın huzuruna çıkmaktan çekinen biri değildi. Rize’ye gitme kararı aldı. Zira Rize’de isyan edenler karakol basmış, bir askeri idam etmeye kalkmıştı. Bu açıkça devlete isyandı ve cezası belliydi. Yine bu kimseler Atatürk yaralandı, İnönü öldü, dindar paşalar devleti ele geçirdi diyerek halkı isyana teşvik etmişlerdir.Bunun üzerine devlet, kendisine isyan edenlere cevap olarak Hamidiye Kruvazörü’nü Rize’ye göndermiş ve top atışı yapılmıştır.Bu top atışları, devletin isyan edenlere vermiş olduğu bir mesajdı. Nitekim mesaj alındı. Bir daha kimse isyana yeltenemedi.

Fakat bu sözde hocalar durdu mu? Hayır. Bu kez de, idam edilenlerin şapka takmadığı için idam edildikleri yalanları uyduruldu.

Oysa kanuna göre şapka takmak zorunlu bile değildir. Zorunluluk şudur: Kafaya şapka dışında bir şey takılamaz. Şapka kanununa göre devlet memuru olmayanlar şapkasız dolaşma haklarına sahiptir. Ama şapkadan başka mesela fes takılması yasaklanmıştır. Bu yasağa uymamanın cezası idam değildir. Böyle bir kanun maddesi yoktur. İdam edilenler, “isyan ettikleri” için asılmıştır. İdam edilenlerin sayısı 100.000 değil, 33tür. 100.000 kişinin asıldığına ilişkin tek kayıt bile yoktur. Bunlar tamamı ile uydurmadır. Bu uydurmaların tamamı, Milli Mücadele’ye muhalefet yapmış, Dürrizade Fetvası’na iman etmiş sahte ve sözde hocalara aittir. Dileyenler 15 yıl boyunca Mustafa Kemal’in yanında bulunan Hafız Yaşar Okur’un kitabını -bulabilirlerse- okuyabilir. Önemli bir eserdir.
  
Atatürk, 1932 yılında bu Kuran-ı Kerim’i Hafız Yaşar Okur’a hediye etmiştir. Atatürk’ün Kuran-ı Kerim hediye etme huyu vardır.

Son olarak, kendi el yazması: ”Din, milliyetin bir parçasıdır! Ancak bağnazlığın milletleri ümmet haline düşüreceğini unutmamalıdır!”

TOPAL BACAKLI MAREŞAL



TOPAL BACAKLI MAREŞAL

Siyah beyaz fotoğrafa bir bakın önce.. Bir cenaze töreni yapılıyor. Tabloya bakılırsa önemli biri olmalı. Balkonda ise tabutta yatanı selamlayan bir asker var. Kıyafetine bakılırsa Türk değil gibi. Ama yüksek rütbeli bir asker olduğu belli. Hadi gelin bu adamın hikayesine kulak verelim. Bu adamın duygu dolu ibretlik hikayesine..

Gördüğünüz kişi Sir William Birdwood. Çanakkale savaşında Anzak Orduları Başkomutanı. Asker ve donanım açısından daha üstün olmalarına rağmen Atatürk’e üç kere yenilir savaşta, bacağı da sakatlanır ama buna rağmen onun dehasına ve kişiliğine karşı büyük hayranlığı vardır. Bu hayranlık savaş sonrasında da devam eder. 1935 yılında Mareşal olur son görevi “Hindistan Ordusu Başkomutanlığı”dır. Atatürk hayranlığı ve sevgisi hala sıcaklığını korumaktadır. Atatürk öldüğünde de rahatsızlığına ve emekli olmasına rağmen İngiltere adına cenaze törenine katılmak için talepte bulunur. Talebi kabul edilince İstanbul’a gelir. Bacağını sürükleye sürükleye tabutunun ardında yürür. Ankara’daki törende artık ayağı incinmiş ayakta zor durmaktadır. Halkevi binası balkonuna çıkarırlar.. Geçici kabrine götürülecek olan tabutun geçişi sırasında kılıcından destek alarak ayağa kalkar elindeki asayı kaldırarak selamlar onu. Bu sırada artık duygularını kontrol edemeyerek ağlamaktadır.

Tören sonrasında hemen ayrılmaz birkaç gün daha kalır Ankara’da. Bir gün etrafında Türk yetkililerin de olduğu bir ortamda cebinden bir kalem ve üzerinde kroki olan bir kağıt çıkararak masaya koyar, şu anıyı anlatır onlara:

Tarih 20 Kasım 1918
(Bir kaynağa göre 16 Kasım) Birdwood karargahı ile Pera Palas oteline yerleşmiştir. Mustafa Kemal’in de otelde bir dairesi olduğunu bilen Birdwood onunla görüşmek ister. Bunun için kendisine refakat subayı olarak verilmiş olan sporcu Sedat Rıza Bey’i araya sokar.

-“Buyursunlar” der Mustafa Kemal.
İki general karşı karşıyadır. Birdwood çok saygılıdır. Mustafa Kemal Paşa’nın yanında Rasim Ferit Bey de vardır. Hoşbeşten sonra Birdwood, iki yıldır kafasını kemiren “bizi nasıl yendi?” sorusunun yanıtını almak ister:
-“Sayın komutan bizi nasıl yendiniz?”
Mustafa Kemal’den bir başkası, dünya savaş tarihinde benzerine az rastlanır bu başarısından böbürlene bilirdi. Oysa o, -tıpkı Trikopis’e davrandığı gibi - yenilginin ezilmişliği altındaki bu general’in onurunu korur.
“-Sizin de, bizim de tarih dergilerimiz var”, der; tarih yazar.
Birdwood ricasını yineler:
-“Ekselans, sizin ağzınızdan dinlemek istiyorum. Lütfediniz.”
Mustafa Kemal, yanındaki Rasim Ferit Bey’den kağıt kalem ister; o da bir parça kağıt ile altın muhafazalı kurşun kalemini uzatır. Mustafa Kemal bir kroki çizer, kağıt üzerindeki yerlerini işaret ederek;
-“Su tarihte karaya çıktınız, der; filanca saate kadar şurada durdunuz. Biz de şu hattaydık. Her şey sizin lehinizdeydi. Niçin çizgide durdunuz ve niçin ilerlemediniz?”
-“Askerlerimiz çok yorulmuştu, diye yanıtlar Birdwood.”
Mustafa Kemal bu kez de Conkbayırı krokisini çizer:
-“Siz filanca gün şu yöne hareket ettiniz, şu durumu aldınız; niçin ilerlemediniz?”
-“Biz ilerledikçe arkadan su yetişmedi. Askerlerimiz susuz kaldı ve durdu.”
Atalarımız yaralıya kurşun atılmaz der. Mustafa Kemal’de Türk soyluluk ve erdemini şu esprisiyle dile getirir:
-“Görüyorsunuz ya ben bir şey yapmadım. Önce yorgunluk, sonra susuzluk durdurdu ordunuzu.”
Birdwood ayağa kalkar, Mustafa Kemal’i kucaklar:
-“Sizin gibi kahraman ve yüksek karakterli bir asker tanımadım.” dedikten sonra krokiyi ve kalemi işaret ederek:
-"İzin verir misiniz" der; "bu kroki ve kalemi değerli bir hatıra olarak saklayayım.”
Ve saklar. Cenaze törenine gelirken de yanında getirmiştir.

NOT: Ne denir ki.. Düşmanlarının bile sevdiği, değerini takdir ettiği, hayranlık duyduğu bir adam. Günahıyla sevabıyla ülkenin kurucusu. Çok daha fazlası olmalı elbet ama sakat bacağıyla acı çeke çeke onun tabutunun arkasından yürüyen şu adamın gösterdiği saygıyı gösteremeyen ve yetmezmiş gibi bilir bilmez hakkında atıp tutan, hakaretler eden insanlarımız var. Vefa bir semt ismi miydi sadece İstanbul’da?

Prof. Dr. Utkan Kocatürk