/* BURADAN */ /* BURAYA */

17 Mart 2013

Çanakkale Şehitlerinin 98.yılı Anısına..

           


Çanakkale Şehitlerine 

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

                                         Mehmet Akif Ersoy



12 Mart 2013

DUYGU YÜKLÜ BİR EPOSTA...

"Eğitimci olup başka alanlarda kendini ispatlayanlardan biri.., Öğretmenlerin tümüne örnek bir insan.. Sınıfta yardımcı olma olanağını bulamayıp kendini başka alanlarda ispatlayan bu Eğitimci neferini saygıyla selamlıyorum... Erdoğan Aslan"

Hocam;

Yazdıklarınızdan müteessir olmamak imkansız. O kadar duygulandım ki, teşekkür mü edeyim, iltifat ediyorsunuz mu diyeyim, bilemedim. 

Öncelikle, kaybınız için, ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Elbette isim konulamaz bir acıdır, üzüldüm dememin de bir hükmü olmaz ama yine de üzüldüm. Allah size de uzun ömürler versin ve başka acı göstermesin.

Öğretmenlikle ilgili duygu ve düşüncelerinizi anlayabiliyorum. Süreci en uzun yatırımlardan,  iyi sonuç döndüğünü görmenin hazzı başkadır mutlaka.

Kitap konusuna gelince, çok zamandır işin içinde olan biri değilim aslında, birkaç yıllık bir geçmişim var. Kitap yazmaya yeter mi bilemem. Piyasadaki kitaplar konusundaki izlenimlerinize katılıyorum, hatta, K.Ç. idi sanırım, onla da kavga etmişliğim var.  Kitap çok iddialı olur. 

Bir hayli kazanç demişsiniz... Valla hocam, açıkça "ben şimdiye kadar bu işten bir kuruş kazanmadım" desem inanır mısınız? Kimileri vardır, attığı adımı paraya dönüştürür... Ben neye elimi atsam, kurur. Devrin adamı olamadım hiç. Parayı severim ama duygularım karşılıksız, ilişkimiz tek taraflı :)

Forumda takılıyorum, çünkü boş duramıyorum. Öyle bir yapım var. İlla ki birşeyler yapıyor olmam gerek. Oturup film seyrederek veya oyun oynayarak zaman geçirebilen biri olmadım hiç. Dedem tanıdığım sağlam adamlardandı. O insanı iş yaptığı ölçüde insan kabul ederdi. :) Hatta onca senelik annem bile, durup dururken  "çay yapsan da içsek !" diyecek olsam,  "ne iş yaptın ? " diye sorar. İş filan yoksa ortada, çay da demlemez. :)  Ah hocam, ah. Ailem hiç kıymetimi bilmiyor. Onlara göre o kadar boş ve tembelim ki. :)

İlginçtir, çok sevilen biriyim gibi gelmiyor bana. Hatta siz denk gelmemişsinizdir, çok küçük düşürücü tartışmalara da girdiğimiz oldu.

Hikayemin nasıl başladığıyla ilgili küçük bir detay vermek istiyorum, hazır biz bizeyken. Yazılım konusunda en ufak bir fikrim yokken, çok dar bir zamanda, çok basit de olsa ama benim için yapılması mümkün olmayan bir proje ile görevlendirildim. Verilen süre, bir hafta gibi bir zaman. Ve benim nasıl olacağına dair en ufak bir fikrim yok. Forumlarda gezinirken, bir mail adresi gördüm, ekledim. Bir süre sonra, online oldu. Yardıma ihtiyacım olduğunu, zamanımın dar olduğunu söyledim. "Şu an uygun değilim, akşam sekiz gibi nette ol." dedi. Akşam online oldu. Ve bana gereken uygulamayı izah ettim. Liseli bir öğrenci bu. Birkaç gece geç vakitlere kadar benim için program yazdı. Ve bitirdi.  benim işimi de görmüş oldu.

Karşılığını ödemek istediğimi söyledim, "Yok abi, öğrenciyim, öğrenmiş oluyorum işte.."  filan dedi. Zorla telefonunu ve adresini alabildikten sonra, genç adam, telefon sever düşüncesiyle, iyi bir cep telefonu hediye ettim. Herhangi bir karşılık düşünmedi ama altında da kalamazdım. Benim için yaptığı paha biçilemezdi. Bana verilen iş de çözüldükten sonra, birkaç ay içinde, öğrenmem gerekenleri öğrendim. Allah' tan, baktığım kodu kolay çözümler kolay öğrenirim. Zorlanmadım. O günden bu yana, herhangi bir karşılık beklemeden, bu teşekkür bile olabilir, millete yardım etmeye çalışıyorum. İşi görülen çok olmuştur, para kazanan bile olmuştur. Benim vicdanım rahat ama. Tanımadığım bu çocuğun yardımı hoşuma gitti. Aşağı yukarı üç yıl oldu. İnşallah aynı temiz kişiliği duruyordur. Muhtemelen şu an ondan çok biliyorumdur bu işleri ama başlangıcım onun sayesinde oldu diyebilirim. Belki beceremeyecek ve pes edecektim veya   yetiştiremeyecek ve görevim son bulacaktı. 

Yazdıklarınız gerçekten beni mutlu etti. Yapabilir miyim, becerebilir miyim bilmiyorum kitap yazmayı. Olacaksa bile farklı ve doğru bir şeyler yapmak gerek ki, gerçekten zor.

Yoruluyorum, gerçekten bazen üzerinde çok düşünmek gereken konular oluyor. Devam edebildiğim kadar etmeyi düşünüyorum... ne kadar sürekli olurum ondan da emin değilim.

Kendimi özel hissetmemi sağladınız, aslında, kendine hayranlık noktası kişisel gelişim grafiğinin aşağıya yöneldiği bir noktadır. Hala bugün bile, iyiyim veya biliyorum derken kuşkularım vardır. :)

Bazen kişi için paha biçilemez kazanımlar vardır. Bir bakış da olabilir bu, bir söz de. Bu mail de benim için öyle oldu. Ne kadar teşekkür etsem azdır.

Teşekkürler Hocam.

Yazmaktan çekinmeyin, çok çene çalan biriyim. Yazılan hiçbir şeyi laf kalabalığı olarak görmem. :) Öyle bir kabulüm olsa, bildiğiniz laf kalabalığı ben olurdum.

Görüşmek üzere..

09 Mart 2013